medyum yasam | EFSUN NEDİR OKUYUP UFURMEDİR

E-posta Yazdır PDF

EFSUNKARLIĞIN EN BUYUK ETKİLERİ
Efsun, füsûn olarak da kullanılır. Farsça'dan dilimize geçmiş olup, büyü ve sihir anlamındadır diye bilinsede bu bilmek hatadır sebebiyse okuyarak şifa vermekte gunah sayılır buna bakarak düşünulse oysa peygamber efendimiz okuyarak ufurulmeyi tasfiye etmiştir bir çok kaynakta rukyeye izin verilmiştir oysa Sihirbazların okudukları kelimelere olduğu gibi, hileye ve manasız şeye de denir.efsun aslında niyet hayr uzereyse okunanda kurana vede sunnete uygunsa sorun yoktur gunah yoktur efsunlamada lakin bunun dışındaysa bilmeden gunaha girmek olabileceğinden okumamak daha hayırlıdır
Toplumlarda buyuculere
Büyücülük yapana efsunkâr denilmiştir. Aslını vede ozunu yitirmeden bir kelime bir çok anlama gelebilir bu keleimede  aynı ozden dir kişinin efsunlama yani okyaraka bişeyler yapmaya çalışmasına denildiğinden hayr yondende efsunkarlık olduğu gibi şer yondende efsunkarlık mevcuttur iyi niyetle bir duayı okumakla kotu niyetle okumak arasındaki farkı yanlış anlaşımla efsunkarlığa yuklemek hatadır

EFSUNLAMANIN BEDENİ VE RUHU ETKİLEME SIRRI

Efsûn , eskiden beri insanları meşgul etmiş bir olaydır. Gerçeklerden habersiz olan insanlık, doğaüstü güçlerle, doğanın etkilenebileceği inancına kapılmıştır.bunda yanılgıya düşün medenyetler yada tolumlar iyiyi doğruyu eyriyi ayırt edememişlerdir  enbuyuk sebebi ise okunanların ruha tesir etmesi yada kahinlerin , sihirbazların maddelere tesirlerinin goz yanılgısından başka bir şey olmadığını bilmemelerinden dolayı bir çok kişi yanılmış  Bu da, en küçük bir tabiat bilgisinden mahrum bulunulduğu çağlarda ve zamanlarda kendini göstermiştir. Meselâ, toprağa dökülen suyun yağmur yağdıracağına inanılmış, yılanın kötülüğünden kurtulmak için onun karşıtı ve yiyicisi olan leylekten etkileme yoluna gidilmiştir.
Efsun  tarihi medenyetlerde ise şoyle anlaşıldı
Efsûn, eskiden beri Babilliler, Keldânîler, Süryaniler ve Mısırlılar arasında yaygın olarak görülmüş ve bunlardan meşhur sihirbazlar çıkmıştır. Bugün de geri kalmış, ilkel topluluk lar arasında efsûn, önemli bir yer tutmaktadır. Avustralya yerlileri, herşeyden çok sihirden ve büyücülerden korkarlar. Hastalarına doktor yerine sihirbazları çağırırlar, eğer çağırmazlarsa ve hasta da ölürse büyücünün öldürdüğünü sanırlar. Bunlar, gök gürültüsü, şimşek, yağmur, fırtına gibi tabii olayları hep sihirbazlara malederler. Afrika'nın yerlileri de efsûnculara büyük saygı duyarlar. İspanyollar, Amerika'yı aldıklarında orada sihirbazlığın yaygın olduğunu görmüşlerdir. Eski Mısır'daki yazılar, burada da sihirin varlığını ve tesirini ispat etmektedir. Sihirbazlıkta en ileri giden millet Keldânîlerdi. Onları tevhid akîdesine davet etmek için Hazreti İbrahim (a.s) gönderilmişti.

Kur'ân-ı Kerîm'de. Bâbil'de Hârut ve Mârut'un insanlara sihir ilmini öğrettikleri Allah (c.c.) tarafından bildirilmekte (Bakara, 2/102) ve Hz. Musa (a.s.)'ın elindeki asânın yılan olduğu haber verilmektedir (Tâhâ, 20/20).
Efsûnu su kısımlara ayırıp değerlendirmek mümkündür.

1- Keldânîlerin sihri: Bunlar yıldızlara taparlar, kâinatı idare edenlerin yıldızlar olduğunu, hayır ve şerrin onlardan geldiğini söylerlerdi.
2- Ruhu güçlü olanların kuruntuları ile ortaya konan büyü. Bunlara göre insan ruhu tasfiye ile güç icad etme, öldürme, diriltme, bünyede değişiklik yapmâ derecesine ulaşır. Hipnotizma, manyetizmâ ve fâkirizm gibi. Sihrin en aldatıcı ve tehlikeli bölümü budur.
3- Göz boyamak şeklinde yapılan büyü. Hokkabazlık ve el çabukluğu ve benzeri davranışlar bu kabildendir. Bu, tıpkı vapurda giderken sahili hareket ediyor gibi görmeye benzer ki, bizde buna gözbağcılık denilir.
Kur'ân-ı Kerîm'de ifade edildiği gibi büyü, Yahudiler arasında da yaygın idi. Hz. Süleyman (a.s.)'ın büyücü olduğunu, hükümdarlığı büyü ile elde ettiğini, hayvanlara ve cinlere bununla hükmettiğini söylerler ve inanırlardı.
Efsûnun  bütün mâhiyeti, hayali gerçek zannettirecek bir yön ile, insanın ruhu üzerinde bir etki meydana getirmekten ibaret olduğu halde, bunun bir kısmı da bazı gerçeklerle karışıktır. Özetle, her sihrin gerçek tesirden büsbütün uzak olduğu iddia edilmemeli, sihrin aslı yoktur diye aldanılmamalı, sihirbazlardan sakınılmalıdır. Gerçek etki ne sihirde, ne onu yapanda, ne tabiatta, ne ruhta, ne gökte, ne yerde, ne şeytanda ve ne de melektedir. Hakîkî müessir herşeye gücü yeten Allah (c.c.)'dır. Zarar ve fayda ancak O'nun izniyle meydana gelir. O halde her şeyden önce yüce Allah'tan korkulmalı ve O'nun korumasına sığınılmalıdır. Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s) Muavvizeteyn * denilen Felâk ve Nâs sûrelerini bu amaçla hem okumuş hem de okunmalarını bizlere tebliğ etmiştir.

Son Güncelleme ( Cumartesi, 08 Kasım 2008 09:58 )